uzak mıyız o kadar
şimdi genzimizde bu nefis buruk tadı bırakan
kadehte ruhunu teslim etmiş üzüme?
"şiirimiz karadır abiler" "şiirimiz her işi yapar abiler" "şiirimiz gül kurutur abiler" "şiirimiz erkek emzirir abiler" "şiirimiz mor külhaninidir abiler" "şiirimiz kentten içeridir abiler" Ece Ayhan
uzak mıyız o kadar
şimdi genzimizde bu nefis buruk tadı bırakan
kadehte ruhunu teslim etmiş üzüme?
şafağın günü sökerken
öldürdüğü caddeler
ve sokak lambalarının ışığını söndüren
pessspembe yedi kat gökyüzümüz altında
kumsala patlayan dalgalarımın şehri
bize günaydın derken
bazı gün ay eşlik eder
hep seni düşünmelerime...
oysa
burada benimle olmalıydın
düşünecek başka şey bulmalıydık.
yağmur düşünü kavrayan bir dil gibi
dolaşır teninde
ensende
ve yüzünde
kelime kelime
süzülür
ıslak dudaklarını yalar
ve sen yutarsın
tüm söylediklerini
aşk ve aşksızlık üstüne
o yüzden şemsiyesiz çıkma
20 Aralık 2024
Kedilerin sokağa çıkamayışında gizli
bir kırgın gri çöker bu şehre kışın.
Sonsuz yağmurlarda ölemeyen
biteviye otların yaşlılığıyla karışır
kuzey ayazı
bir öfke üfler
tek tip evlerin bunalan tuğlalarına
kahverengi
bacadan yükselen elma turtası tarçını kokar
bu depresyon;
çöker öğleden sonra
ağlarsın bi esaslı;
hesap kapanır.
Bi esaslı ağladım
tüm hesaplar kapandı.
benim yaramaz aklım
boş bi arazide top çevirir hep
acıksa da oyunu bırakmayan
inatçı bi velet gibi.
Bir yabancının gözlerinde yansıyan kendine tanıdık geldiysen
Einstein’i hatırla
İllüzyon
zaten epey gerçektir çoğu kez, gerçeğinden.
Bir sabah oldu
Bir kapı zorlandı zihnimin odacıklarında
Anahtarını köprüden denize attığım bir kapı
belli belirsiz bir şarkı duyulan içerden
Plağı güzel bir loopta takılmış,
dokunmamışım, çalacak hep.
Sağdan sola döndüm.
Üçüncü at eksik.
Gözlerimi kıstım
Yukarıdan aşağıya tek bir harf yandı.
Tek bir harf kime yeter?
Yukardan aşağıya koştu o at
Barış abi dedi ki ‘at değildir o’
Oyunda sadece iki at var.
“Oku bakayım…”
Fil oturdu, kale düştü.
Bir serçe titredi kafesimde
Nefes verdim.
At koştu.
Üçüncü at!
Son siyah damanın kenarında durdu aniden.
Rüzgar çıktı, yeleleri uşuştu.
Ön bacaklarından gövdesiyle şaha kalktı
Ve var gücüyle haykırdı.
Soldan sağa tüm harfler yandı.
Ben uyandım.
Alem-i aşk içre oldur adet-i mahud kim,
Aşık ehl-i derd olup maşuk olan bi derd ola.
(Sevda aleminde bu eski gelenektir, sevilen dertsiz olur, sevenler hep derd çeker)
Fuzuli
Bundan uzun yıllar önce gördüm gölgeni
uzundu cisminden haliyle
ama beyazdı halesi
şaşırmıştım
gözlerinde kara bir deniz
denize düşmüş bir orman hatırladım içimde
ki bu orman sayesinde
bir düşte geçen zaman gibi
o an
ya sonsuz
ya şıp diye.
şimdi
değişmez düşümde yüzün
buluşmuşuz da sondan hemen önceli son
nefes almısız birbirimize
oysa bendir bu düş
ağlarım.
çünkü sadece bir rüya
sen uyurken,
içimdeki ormandan havalanan cennet kuşu.
“Hangi çocukların neye imrenmesi yalınayak şiirdir?”
Oda sabah güneşi alacak
Gülüşlerden bozma sesler
Çakırkeyif gözler
Yavru kedi dili boyunda dolaşacak
Beyazlarla renkliler karşacak birbirine
Siyahlar geride ve biraz ileride
Yokoononun gözlerinde
Televizyon açık kalacak
Kum saatini ters çevirdin mi?
Bir difenbahya bakıyor tepemizden
Önce şu şarkıyı bitirelim
Sonra ölünür nasılsa
Kapıda koyverdiğimiz kuşlar
Dönüp ceplerimize geri girmiyor mu?
Ayıklayalım trompetçileri gar bandolarından
Benle kal.
Sabah güneşi alacak oda.
Sonra ölünür nasılsa
Başka başka odalardan mı sesleniyorsun?
Hangi ses olursan ol
Ben seni duyarım.
Aklımla değil ha! Yanlış olmasın.
Bırak şimdi dayanmayı duvarlara
Güvenme n’olmuş?
Geç akılları fikirleri
Biraz daha sevişelim
Sonra ölünür nasılsa