29 Ocak 2026 Perşembe

Crianza

uzak mıyız o kadar

şimdi genzimizde bu nefis buruk tadı bırakan

kadehte ruhunu teslim etmiş üzüme?


me llamo tokyo

 şafağın günü sökerken

öldürdüğü caddeler

ve sokak lambalarının ışığını söndüren

pessspembe yedi kat gökyüzümüz altında

kumsala patlayan dalgalarımın şehri

bize günaydın derken

bazı gün ay eşlik eder

hep seni düşünmelerime...


oysa

burada benimle olmalıydın

düşünecek başka şey bulmalıydık.

yağmur


yağmur düşünü kavrayan bir dil gibi

dolaşır teninde

ensende

ve yüzünde

kelime kelime

süzülür

ıslak dudaklarını yalar

ve sen yutarsın

tüm söylediklerini

aşk ve aşksızlık üstüne

o yüzden şemsiyesiz çıkma

Hesap Hancı

20 Aralık 2024


Kedilerin sokağa çıkamayışında gizli  

bir kırgın gri çöker bu şehre kışın.

Sonsuz yağmurlarda ölemeyen 

biteviye otların yaşlılığıyla karışır

kuzey ayazı

bir öfke üfler 

tek tip evlerin bunalan tuğlalarına 

kahverengi

bacadan yükselen elma turtası tarçını kokar

bu depresyon;

çöker öğleden sonra

ağlarsın bi esaslı;

hesap kapanır. 


Bi esaslı ağladım 

tüm hesaplar kapandı.


16-06-2025

benim yaramaz aklım

boş bi arazide top çevirir hep

acıksa da oyunu bırakmayan

inatçı bi velet gibi.

Sensin


Bir yabancının gözlerinde yansıyan kendine tanıdık geldiysen

Einstein’i hatırla

İllüzyon 

zaten epey gerçektir çoğu kez, gerçeğinden. 


 

22 Aralık 2024 Pazar

Üçüncü at

Bir sabah oldu

Bir kapı zorlandı zihnimin odacıklarında

Anahtarını köprüden denize attığım bir kapı

belli belirsiz bir şarkı duyulan içerden

Plağı güzel bir loopta takılmış, 

dokunmamışım, çalacak hep.

Sağdan sola döndüm. 

Üçüncü at eksik.

Gözlerimi kıstım

Yukarıdan aşağıya tek bir harf yandı.

Tek bir harf kime yeter?

Yukardan aşağıya koştu o at

Barış abi dedi ki ‘at değildir o’

Oyunda sadece iki at var.

“Oku bakayım…”

Fil oturdu, kale düştü.

Bir serçe titredi kafesimde

Nefes verdim.

At koştu.

Üçüncü at!

Son siyah damanın kenarında durdu aniden.

Rüzgar çıktı, yeleleri uşuştu.

Ön bacaklarından gövdesiyle şaha kalktı

Ve var gücüyle haykırdı.

Soldan sağa tüm harfler yandı.

Ben uyandım.


20 Haziran 2024 Perşembe

rüyada cennet kuşu görmek

 Alem-i aşk içre oldur adet-i mahud kim,

Aşık ehl-i derd olup maşuk olan bi derd ola.  

(Sevda aleminde bu eski gelenektir, sevilen dertsiz olur, sevenler hep derd çeker)

Fuzuli


Bundan uzun yıllar önce gördüm gölgeni

uzundu cisminden haliyle

ama beyazdı halesi

şaşırmıştım

gözlerinde kara bir deniz

denize düşmüş bir orman hatırladım içimde 

ki bu orman sayesinde 

bir düşte geçen zaman gibi

o an

ya sonsuz 

ya şıp diye.

şimdi 

değişmez düşümde yüzün

buluşmuşuz da sondan hemen önceli son

nefes almısız birbirimize

oysa bendir bu düş  

ağlarım.


çünkü sadece bir rüya

sen uyurken, 

içimdeki ormandan havalanan cennet kuşu.



28 Şubat 2024 Çarşamba

22 Aralık 2020 Salı

Sonra

 “Hangi çocukların neye imrenmesi yalınayak şiirdir?”

Oda sabah güneşi alacak

Gülüşlerden bozma sesler

Çakırkeyif gözler

Yavru kedi dili boyunda dolaşacak

Beyazlarla renkliler karşacak birbirine

Siyahlar geride ve biraz ileride

Yokoononun gözlerinde

Televizyon açık kalacak

Kum saatini ters çevirdin mi?

Bir difenbahya bakıyor tepemizden

Önce şu şarkıyı bitirelim

Sonra ölünür nasılsa

Kapıda koyverdiğimiz kuşlar 

Dönüp ceplerimize geri girmiyor mu?

Ayıklayalım trompetçileri gar bandolarından

Benle kal.

Sabah güneşi alacak oda.

Sonra ölünür nasılsa

Başka başka odalardan mı sesleniyorsun?

Hangi ses olursan ol

Ben seni duyarım.

Aklımla değil ha! Yanlış olmasın.

Bırak şimdi dayanmayı duvarlara

Güvenme n’olmuş?

Geç akılları fikirleri

Biraz daha sevişelim

Sonra ölünür nasılsa



10 Şubat 2020 Pazartesi


kafalarımız
birbirine
karışmış
ama soru neydi?

O gece
ne güzel;
ayın yarısı sende,
yarısı bendeydi.




9 Şubat 2020 Pazar

bilirim kendimi
yarı-sürgün sayılır dağılışlarım
yuvarlak diyorlar ama eminim
köşeleri var dunyamın
bir köşede ben
gökyüzüne kaç adım?

bir şeyi atlamış olmalıydık.
neydi?  
bir ateş üzerinden mi?
bir karo mu? 
bu evler mi?
şu çatılar mı?
yoksa bir harf mi?
belki de 
bir değil iki basamaktı.
yüz olsa ne yazar?
bir şeyi atlamıştık işte
şimdi
 önemi var. 
biz taşkafalı romantikler
sabah çiğinde soğutur
ayyanığı tenimizi
tomurcuğa kaçarız.
kapak resmine tutulur,
bir romana düşeriz.
Bulduk diye kaybederiz izimizi.
uzayan bir soloda
unuturuz hiç bilmediğimiz kendimizi.
Karanlıkta buluruz elbet!
zira
gün ışığında
Kafka kadar yitirmişiz yolumuzu.

29 Ocak 2020 Çarşamba

bir atkıya sarılmış ince boynum kıldan
yalnızlık üfüren havaya karşı esniyorum
kazara hüzünlü şarkılara çarpıyor elim
eflatunlar bulaşıyor
tam 8 kere delirmiş olabileceğimi düşünüyorum.
Sonra geçiyor.
bir köşeye çekilip ağlayan şehirleri buluyorum.
acıları var
yeryüzü yarılıyor.
suistimal edilmiş sınırlarım
kapılarım açılıyor
helios yeryüzünün her yerini eşit sevmiyor
anladık.
kaça kaça çembere kaçmışız.
bir kabuğun içindeyiz.
pardon kıramayız.
Yağmuru da yakıp ısınamadık.
bari taş sektirelim.
tarihi yanılgıların tepesinde
siyah kuşlar dönüyor.
Yalnızlık üfüren hava kafamı karıştırıyor
oysa aşkım kaçın kurrası
bütün labirentlerde yolunu buluyor.

15 Ocak 2020 Çarşamba

dalgalı şiirler



Deniz hiç.
Menekşe değil.
Gözlerim ağaç kabuğu;
Neden hep mavi görüyor?
,,,


Ay doğmadan gölge düşmüyor yola.
Gölgesiz de yola çıkmanın ne anlamı?

Yıl ikibin yirmi.
Kadın
Uzakta kırılan bir dalganın sesi gibi
İç çekti
Distopik grisinde bir iklimin.
Bütün belkiler biraz gridir ama!
Diyecekti,
demedi.

Ay doğmadan gölge düşmüyor yola
Gölgesiz de yola çıkmanın ne anlamı?

,,,

Rüzgar da esaslı esiyor hani
Bir kuşağı tanıyorum şimdi
İçten içe
Öteden beri
Baştan savma
Önden sezi
Sessizliği çalabildiğin bir enstruman ağzım
işte kontra hislerimin sinüsleri.
Ama söylemem lazım;
Her durakta durmayan otobüsler gibi havalıyız.
,,,

Ufuk dediğin dalgacı denizin çizdiği düz çizgi
pek güvenme!
,,,

Kim süpürmüş bu topraktan baharı?
dalga
mı?





5 Mayıs 2019 Pazar

Kalemin ızdırabını düşün.
Cümleyi
kurumuş nevresim katlar gibi
çekiştiriyorlardı sağlı sollu.
Açılmıyordu buruşukluğu bir türlü.
Mayakovski sinirlendi tabi.

20 Nisan 2019 Cumartesi

Sığlıkta sıkışmış okyanus ve
Ormanına yabani ağaç duruşundayken
Bana benzettim ötüşünden
Bir hiç konup yerleşemeyen kuşu

24 Şubat 2019 Pazar

dönmedolapta açtım gözümü
Bağlanmışım koltuğa bir ben
Rüzgara geri üfleyip
Uçuşan kağıtları tutmaya çalışırken
Tuşlarıma basıp kaçan cüceleri 
Seçemiyorum.
Ve bir dev var
dönmedolap kadar.
Yanıbaşımda bekliyor nöbet.
Bir yer bir gök
Döndükçe dolap
Bitki örtüsü beyaz a4




25 Ocak 2019 Cuma

Söyleyin şimşeklere gökyüzümü vurmasınlar
Yürüyorduk geceleri
Karda izimize takılmadan
Yürüyorduk
Belliydik
Hemde ince belli
Kar kalkar çakılmışlık kalkmaz'
Söylene söylene
Yürüyorduk
Kış geldi
Aynaları çıkarttım
Serpiştirdim etrafa
Bağını çözdüm saçlarımın
Taradım uzun uzuun
Dümdüz bir yolda yürür gibi
Düşünmedim durdum
Saat eridi aktı yerlere
Dali çizmişvari
Sildim
Tozunu bırakmadım
Zamana yeni bir çöp poşeti geçirdim
Hazırdım sevmeye gelecekti gece
Uçağın camından dalmışım öyle
Bi bulut arasından yer görme sevdasına
Boynum tutulmuş

Aşkın gözü

Aşkın gözü hem hoyrattı hem kördü
Kör öldü
Badem gözlü oldum
Bana adamlar
Bana kadınlar
Bana çocuklar çağrıştır
Her yanımız insanlık olsun
Bülbülü altın kafese koymuşlar
Bu bülbül ah zalim demiş.
yazarken titretiyormuşum kalemi kasten
siyah üstüne siyahla
okunsun diye değil
tınlasın diye...
'hiç işte' gibi...
oysa
ne münasebet.
yedek göğüs kafesi ve ciğer gerek
herbirimize diyorum
ceplerimize ağırlık.






30 Ekim 2018 Salı

28 Ekim 2018 Pazar

Güneşle çıldırmış çiçekleri bahçemin 
Bulutun biri yağmurdan korkup şemsiye açmış
Ne acayip
Hadi ama tüm bu lirik delilik
Bu ilüzyon hayatı 'yaşıyorum' yapan
Ve proust'un kurabiyleri

25 Ekim 2018 Perşembe

6 Ekim 2018 Cumartesi

sessizlikler korosu
deniz-ölüsü takatsiz akşam
saçlarım güneş kurusu
aklım ondan dolaşık
içelim içelim içelim
daha içelim. 
bekliyoruz ki yüzümüz 
adam olacak!


2 Ekim 2018 Salı

Sen bir hikayenin duyar duymaz bilir bilmezi
uzanır mısın ağladığım yanıma?

1 Ekim 2018 Pazartesi

yazın bu kadarı fazla /27 Agu

uzun günler tiyatrosu:
gölgesi eksik kör sabah;

uyan!
bin dereden çakıl getirmiş deniz
diz!
şairlerin gözünü karartan şarap
sen!
bir ağızdan ötekine söylenecek
dil:
ısırılmış lime lime...
tuz,
tenime açmış yanık çiçek limoni
sar sapsarma sigaradan boğuk geniz
yutkun
tüm heves ettiklerini ve
kapat
gözlerinde bir anlı bakış
tut
unutmuş aklından geçeni
bul
büyük ölçekli haritalarda
görün-
mez bir saçak altı
sıcak
yataklarda uyuyabilir ancak
kadın
ya tamamen çıplak ya da kim
yakasında bir eylül ormanı
taşıyacak?
dur
yolun tam da ortasında
yok
aradığını bulan
kal
varsa bir alamet
bin
kıyamet dedikleri bir
ateşi yana yakıla kor
söyle hangi cehennem dar?
seviş
iki yeni yetme gibi
bu
ölünmüş hayata
söv ileri geri
ben
bir sana yabani

gün-doğdu
ben öldüm yine
söz bitti.

ve perde...
yazın bu kadarı fazla!

30 Eylül 2018 Pazar

16 Temmuz 2018 Pazartesi

yeni bir göç yolu
getirecek beni
dal
cılız
ayvari
tek heceli
ucundan acık açık
c mi
ç mi
G mi belli değil
bulut örtmüş
mahrem yerlerimi

4 Temmuz 2018 Çarşamba

1 Nisan 2018 Pazar

...gözyaşına indırgenmiş yorgun bir ağrı diyelim.
hepsi şiir için bir yakarıştı aslında inkar etmiyorum.
hadi elini avcuma koy uyuyalım.
dünya başa dönüyor ve dışarda biryerlerde hala bilmediğim şeyler var.
olsun.
denizin üstünde farkettirmeden su alan bir gemi
uykumuzu tutsun.

18 Eylül 2017 Pazartesi

hala rüyalarımda
boşluğa kaçan şiir gibi;
hatırladığımdan fazlası yüzün.


1 Mayıs 2017 Pazartesi

içindeki bütün o sesleri dinlemek çok ürkütücü 
duymamaya çalışmak ise çıldırtıcı

4 Nisan 2017 Salı

ilerdeki koruluğa çağır beni,
bak! 
adamın balkondan sarkan cesareti
güneşin önüne durmuş
hangi yüzü düş?
o - ne yüz?
boynun ağrımazsa gel.
şu iki bulutu bekleyelim.
birbirinin içinden geçecekler biraz daha...
koşşşma!

içimdeki kadınların bazılarını
tanımaya fırsat bile bulamamıştım
intihar ettiklerinde daha.
şimdi birinci perdeden devşirdiğim delilikle
ikinci perdeyi yazıyorum.
bekleyecek misin?
herşeyin içinden gelip geçen;
kerouacsan rüzgar,
bana kalırsa zaman
fransızsan hava hoş!

eyy durakalmış aşkım
hafızamı bozdum senin için!
bir mekana perde gerdim,
yokluğumuzu izlettim.

ya varsak?

martaval değil
aşk çocuk inadı.

3 Nisan 2017 Pazartesi

sesi, dışarıya kaçıran kalitesiz kulaklık gibiydi
çelişkili ve en saf haliyle düşüncelerimin ...
bir yüreklenip
bir can çekişen gözlerim
bi görseydin...


26 Mart 2017 Pazar

Bir tenessee honey akşamı istanbulu yadediyoruz
Yerim belli
Yurdum muğlak!

19 Mart 2017 Pazar

manyetizması bozulmuş mıknatısın suçu

oralarda bir yerlere ilişemediysen,
pek tatlı değil yaşamak.
hava erken kararır ve hep kendini suçlarsın.
sürekli boyasını kusan bir tavana bakmak istemez gözlerin,
gözlerini yumarsın.
atın üstündekini attığı bir sahne; 
ve karanlıkta basılacak bir düğme
hep vardır.
kütleden kopmuş bir parçaysan
belki senin suçun değildir.

8 Mart 2017 Çarşamba

rüyamda yeni bir isim koymuştum yağmura,
ıslanmıyorduk ve
çikolata kokuyordu çimenler
çimen dediysem
çimen değil kumdu her yer
adını değiştirmiştim ve 
çölde boğulan insanlar vardı
ve sen dedin ki ormanlarıma koşalım
sen koşmuyordun ben durmuyordum
güneş batmıyordu ve ay çoktan doğmuştu.
o zaman bu rüyanın bizimle ilgili olmadığını anladım.







22 Mart 2016 Salı

Açık hedef

korku namlusunu üzerime her doğrulttuğunda
korkumun gözünde kendimi görmeye çalışıyorum
ben bu korkunun neresindeyim
dizlerimin bağı çözülmüşken?
kurşun sekiyor
yine dehşete düşüyorum
küçükken korkup saklanılırdı
büyümüş beden
büyümüş akıl
büyümüş kalp
hep açık hedef
hiç bir deliğe sığmıyor

insan bir yerden sonra korkmuyor
Korkacak ne kaldı?





25 Şubat 2016 Perşembe

hayat tasması bileğime dolanmış
çişi gelmiş ya da dişi görmüş erkek köpek! 


24 Şubat 2016 Çarşamba

gitmek miydi insanın istediği
yoksa
gitmeyi istemek mi?
Gidince anladım.

23 Şubat 2016 Salı

karşı sokağa tepeden bakıp;
kiremitleri denizin içindeki taşlara özenmiş çatıları seyrediyor,
havalı tasvirler yapıyorum böyle...