10 Temmuz 2013 Çarşamba

Bedenim su gibi dökülüyor
kesiklerinden süzülerek
bir başka bedenin
oyuklarına doluyor
ve birikiyor
biriktikçe kuyulaşıyor dolduğum oyuklar
dibe çöküyor ruhumun ağırlıkları
saçlarım aşağı çekiyor aklımı
saçlarım ne kadar güçlü
saçlarıma bakıp kendimi serbest bırakabilirmişim gibi geliyor bazen
bir dolu cümle kuruyorum
örümcek danteli
yanıbaşıma helikopterler iniyor
dört dönüp kendi etrafımda pervaneleri kovmaya çalışıyorum
bütün tırnaklarım kırılıyor
bütün güzel şarkılar kollarımdan tutup havalandırıyor beni
bir an yaşamı anlar gibi oluyorum
saçlarım bir ağacın dalına takılıyor
saçlarım yukarı çekiyor aklımı bu kez de
sesim avazımın çıktığı yerde çatlayarak
boğazımın kesiklerinden dökülüp bedenimin oyuklarında birikiyor
sudaki aksini mavi gören bir kuşa şarkılar öğretiyorum
ben ki olmayanım
kendi şatomda zifiri kuşatma altındayım
kalp atışlarımı duymaman mümkün değil.
Ama çok güvenli burası her başka yerden
Bir yıldızı yeniden bulabilir hatta
 insan gökyüzünde
Çocukluğunda kaybettiği belki de
Ama bilirsin
Gökyüzü boşalır bazen de
Kara güneşe dar etmemek için günü
O günlerde
Gövdem uzar
Tıpkı bir kadına benzerim
Titreşimlerimden yarasalar havalanır
Zehrimden bir tanrı doğar bir tanrı gömülür.
Bir adam bağrında kaç çöl saklar?
peki
Bir kadın gözlerinde kaç bela barındırabilir?

26 Mayıs 2013 Pazar

durulmuştu
suyun sesi geliyordu
siyahın kokusu
kuşlar beyaza konmuştu
bulutları nasıl da gördüm...
bir yıldız slalom yapıyordu
gece gecikmiş 
ay bin merdiven çıkarken kesilmiş dediler
laciverti düşündüm
dalgalar geri çekildi
kanatlarım da vardı, ellerim de...
gözlerim yandı
bir şarkı duydum
nefes verdim
avcumun içinde sıktığım bir şey vardı
gözlerimi açtım
rüyadan sıyrıldım,
koştum, koştum
kaçtım kurtuldum kollardan
peşimde kimse yoktu 
durdum göğüs kafesimde
soluklanmak için.
sıktığım avuçlarımı açtım.
baktım;
içinde sımsıkı sakladığım,
aşkın lades kemiği...


6 Mayıs 2013 Pazartesi



Ve biraz zaman geçmişti
kapağında zaman ve başka yazan bir kitap vardı elinde kadının
biliyordu bilmesine sahip olmadığı herşeyin başka olduğunu
 ve başkada bulduğu tükenmez zamanın kayıp sayılamayacağını
zaman yaşlanıyordu, başka değil
kadın sadece biliyordu ve bu da onun cezası olsun
kadın kitabı kapattı
ve biraz daha geçti
zaman değil
içi…
gözleri kapalı bile değildi…

25 Nisan 2013 Perşembe

oda



Taş duvara beyaz badana sürmüşler
duvarda bulutlardan seçtiğim resimler
ama taş bu duvarlar
beyaz badanalı taş duvarlar boğum boğum bulut
unutmuştum
oysa
gözümün önünde yüzün bulut bulut…
ağladın mı?
sakın.

taş duvarların beyazında
 yüzüm mü beliriyor yoksa;
benim yüzüm gibi…
benim yüzüm böyle mi görünüyor,
Bana mı öyle geliyor?
Beyaz bir yüz istemiyorum.
çok içimden geldi şaraptan kırmızı kadehi duvarın yüzüne çarptım
neden yaptım bunu?
Ama iyi geldi.
Yine de bunun bedelini ödeyeceğim
Sütten çıkmış ak kaşık değilim ben.

Herkes için ağlayabilirim; bu benimle ilgili tek bir ipucu bile vermez.
Kaçıyormuş gibi susabilirim; içim şarkılar geçiriyordur içinden
Ah nasıl da yalnızmışım gibi, aklım hiçliği geçiriyordur aklından


Hele bir sabah olsun.
Kaşık değilim ben.
Sütten duvarlardan çıkmış bir kaşık asla değilim.
Bu oda çok yanlış.
Ah nasıl da yalnız
Ve nasıl görünmeyen bir ben;
Ve bilinmeyen;
Ve tanınmayan
Ve akla hayale sığmayan
Ve durmadan yalnız
Bi dur!


Hele bir sabah olsun.

21 Nisan 2013 Pazar

Nisan Halleri- hayal meyal

Durumlar-1

Virajda dikiz aynası, Sis ve Nuri Bilge bulutları, derin nefes
benzinlik marketi, topal kedi, Eyüp Sabri Tuncer kolonyası
otopark kartı, çalı süpürgesi, yere düşen bozuk para sesi
rutubet kokusu, kulaklık girişi, kitap ayracı, okuduğunu hatırlamadığın sayfa.
 Polen nezlesi, baştan çıkarıcı kahve kokusuna rağmen ıhlamur, güneşe bakamama
Çalıştıkça kendinden geçme, yoruldukça çalışma, düşündükçe yorulma… nakavt!
Yürüyen merdiven, çantanın astarına açılan delik, araba anahtarını kaybetme paniği
Market poşeti, posta kutusu, yamuk duran paspası düzeltme güdüsü
Radyo frekansı, aynadaki buğu, küvetin içinde 20bin bilemedin 19bin fersah
Televizyon koltuğu kırlenti,  demlik süzgeci, tokayı saçtan çıkartınca şakaklarda hissedilen kısa süreli rahatlama
Elektrik kesintisi, Karanlıkta aklıma düşen...
kim?
sen.


15 Nisan 2013 Pazartesi

facts!

tutunmak için en zayıf dalı seçmişsen eğer,
o dala istediğin kadar sıkı tutun
dalın akıbetini değiştiremezsin.
kırılır.
öte yandan
sağlam bir dala
elinin ucuyla tutunuyorsan mesela
her an kıç üstü oturabilirsin.


7 Nisan 2013 Pazar

yaşamanın mantığını ve insan olma durumunun vahametini çakozladım an itibariyle.

NON FUI. FUI. NON SUM. NON CURO.
yani
OLMADIM. OLDUM. DEĞİLİM. ALDIRMIYORUM.

4 Nisan 2013 Perşembe



“Most Beds are Beds for sleeping and resting, but the best Beds are much more interesting!”

(sylvia plath)

31 Mart 2013 Pazar

28 Mart 2013 Perşembe

25 Mart 2013 Pazartesi

'sus!' dedi bana.
'sesinde gökyüzü de olsa sus!'


öyle yapıyorum.

23 Mart 2013 Cumartesi







That thou art blamed shall not be thy defect,
For slander's mark was ever yet the fair;
The ornament of beauty is suspect,
A crow that flies in heaven's sweetest air.

(LXX-Sonnets-Shakespeare)

çevir desen şöyle çevirirdim;

suçlandın ama suçun/özrün değil bu senin,
zira iftira hep iyiyi lekeler.
güzelliğin taktığı süstür kuşku,
ya da kargadır uçan
en tatlı havalarında göklerin...

21 Mart 2013 Perşembe


Lasciate ogni speranza, voi ch'intrate

-dışarıda bırakın tüm umutları siz içeri girenler-
Dante Cehennem III,9


baharı karşısında görünce, kışın histeri krizleri geçirdiği şu Mart sonları beni hep...
çok pis depresyona sokuyor!


9 Mart 2013 Cumartesi

göz doldurup söz boşaltıyorum
söz doldurup göz çıkarıyorum
göz koyup gönül alıyorum
gönül koyup söz veriyorum
söz alıp yüz buluyorum
belamı arayıp yüz çeviriyorum
sır tutup ser vermiyorum
ser bende değil
olsa dükkan senin

8 Mart 2013 Cuma

Ankara'da;
Cinnah yukarı koşarak can vermek istiyor insan(ben)!

6 Mart 2013 Çarşamba



Safkan atların bir türünden bahsederler, aşırı koşturulmaktan korkunç kızışan atlar,
ferahlamak için içgüdüsel olarak bir damarlarını ısırırlarmış. Sık sık ben de kendimi böyle hissediyorum, beni sonsuz bir özgürlüğe kavuşturacak bir damarımı kessem diyorum.
(Genç Werther'in Acıları- GOETHE)

1 Mart 2013 Cuma


"Buna sakın gülme. Wilhelm, mutluysak, nedeni hayalet gölgeler değil mi?" 
Genç Werher'in Acıları- Goethe

earth smokes with blood,
and groans and shakes...
(William Blake)

24 Şubat 2013 Pazar


kulaklarımı tıkıyınca;
sanki daha bi iyi duyuyorum.
sanki.
neticede
yıldıztozu ve
bilimum bi sürü başka şeyden meydana gelmedik mi?

17 Şubat 2013 Pazar


I
orada...
tam da onu koyduğum yerde ...
onu hiç aramam gerekmedi benim,
o kendini aradığında bile...
orada...
gün ortası yaz sıcağı çektiğim bir fotoğrafta
kesişen bakışımız
en çok orada...

ne zaman anlatmaya kalkışsam ona, 
hevesli bir esinti önüme geçiyor.
dilim kuruyor,
kelimelere sıkışıyorum.
Aşk dilsizdir der Novalis
yalnız şiir konuşturur onu...
öyleyse konuşsun şiirlerimle 
diye
arkama yaslanıyorum.
ruhum yerleşiyor iyiden iyiye 
aynasının dökülen sır'ına.
yer tutuyor onun inzivasında.
aklına düştüğüm yerdeyim.
keyfim yerinde.
biz onunla gizi koruyacağız hep;
özgürlüğümüzün yularını tutan gizi...

başucu çekmecemdeki saklı bölmede
karınca yükü sözcükler
henüz konuşulmayan bir dilde yazılmış.
tek düşündüğümüz geciktiğimiz değil artık.
çünkü
hangi dün bugün olabilir?
Ashbery der ki;
'göz ardı edilemeyecek kadar yakın,
müdahale edilemeyecek kadar uzak
bu ötekilik
"biz olmayış"
aynada görülecek tek şeydir
nasıl böyle olduğunu bilsek de...'

II

Zaman zaman bulutların rengine sarar O.
zamanla dert edinmekten bıkmasın diye bulutların rengini
cebimden müzik kutusunu çıkarırım ayda bir.
bakmayın
öyle uzağız ki biz;
öyle uzak...
işte sırf bu yüzden 
o anda kaldık
bahşedilen anda.
gerçeğin kıyısında tuttuğu bizi...

rüya ikiye bölündüğü anda gerçek değil midir?
öyleyse doğaldır
daldıkça ufka bakmalarımız.
artık bakmıyoruz birbirimize...
zaten o yüz değildi yüzüm.
"oysa şimdi görüyorsun,
karşılaşmışsın gibi öncesinde,
duraksamandan biliyorum ben de..."
diyorum ona.
Israrla rahatsız ısrarlı merak.
yansıdıkça aynadaki çatlağa,
tam gerçeğin kıyısında kalıyor yüzüm.
onu yaşamda tutuyor.
uykusunu kaçıran sese alışıyor.
mışıl mışıl uyanığız ikimiz de...


16 Şubat 2013 Cumartesi


kararsızlık ve duraksama yüzünden hayatını tehlikeye atmaktansa 
bir kolunu kaybetmeyi yeğlemeyecek biri var mıdır?
-Bilmiyorum!
neyse örneklerle kafamızı yormayalım.
kısacası -Evet, Wilhelm, bazen bir anlığına beni yerimden sıçratıp
kendime getiren bir cesarete kapılıyorum, o an -nereye gideceğimi bilsem,
koşa koşa gideceğim. 
(Genç Werther'in Acıları- GOETHE)


7 Şubat 2013 Perşembe

yakınlaşıyor



daha öncekinden daha uzak
bir anda tümüyle yabancı oldu bana. 
bir süre böyle hissettim.
o kim?
varoluşuyla varoluşumun ne ilişkisi var;
varolamayışımızın ne anlamı?
oysa dün gece
nüksetti
ve bugün, tüm gün
titreşimler...
bir an için çok yakın.
 hatırladım
neden unuttuğumu
hatırlarken
hatırlamam gerektiğini...
güneş!
güneşi takip edişim gibi içgüdüsel...
ya da 
peşinden susuşum gibi 
relaxing and brilliantly high!
burası 
durduğum yer;
bir süre 
boş boş bakma durağı,
isteyen göğe de bakabilir...



20 Ocak 2013 Pazar



Şehri kırıyorlar
Şehri ören tuğlaları birbirine kırdırıyorlar
Kadınların omuzları açıkta
Adamlar yüzlerini hayrat çeşmelerinde yıkıyor sabahları
Köpekleri trafik lambalarının düğmelerine basıyor
çöpleri ayrıştıkça
Medeniyet diş çıkarıyor…

Kırkayakları bir de tahtakuruları vardır bu şehrin
İşleri güçleri tıkırında
Keyifleri gıcır gıcır
Ahşap rabıtalara dadanık
Pencere pervazı kızları gibi çeneleri düşük
Bir huzur vermezler bebelerin tatlı düşlerine

Çocukları bu şehrin, bir rüya görür
Kırk şehir değiştirir bir gecede
Kırkayaklardan sebep

Başka bir kasabada kaplanların konuşabildiklerini duymuştum
Bu şehrin kaplanları dişlerini sıkıyor ancak
Çenesi uyuşmuş bu şehrin
Göğsü sıkışmış
Dil altı verin bu şehre
Dil altı verin.

Matkapla deliyorlar şehrin şakaklarını
Her gün bir dönem kapanıyor
Yağmur yağdığında tarih şehir oluyor, şehir tarih
Solucanlar ayaklarına kapanıyor sokak çalgıcılarının
O sırada aydınlık simalar tiner kokusunu yok etmeye uğraşıyor harabelerin duvarlarına sinen
Bu isteri durdurulamaz bir hal alıyor
Bütün tırnaklar seferber edilmiş
Sıvaları soyuyor tırnaklar
Tuğlalar çırılçıplak kalıyor
Şehir utancından ölüyor

Simalar, bazı odaların baktığı aydınlık gibi aydınlık
Rutubetli, kesif
Leş kargaları şahinlerle bir olmuş,
 gözlerini retinasına dikmiş şehrin
Yırtık çok derin
Dikiş tutmayacak belli
Şehrin şakaklarından akan kan logarları tıkamış
Logar kapaklarını açın sonuna kadar
Şehir çok kan kaybediyor.

Öyleyse yeraltına insin tüm şairleri bu şehrin
Bir mezar taşı hazırlansın bu şehre
Ve inerken de herbiri bir çocuğu alsın kucağına,
Uykusunda kırk şehir değiştiren çocuk kalmasın yukarıda
Hepsi uyansın

14 Ocak 2013 Pazartesi


Kızıl bir gökyüzünü andırıyorsun,
Denize dökülen bir şehrin üstünde;
Güneşi saklamış iç cebine;
Ara ara çıkarıp, koyuyorsun yerine.
Ceketinin kolundan rengarenk kurdeleler çıkaran sihirbazlar gibi
Yüzüne tütüyor bacaları yüksek binaların;
Gözlerin elaya çalıyor.
Sen tenhasın, rengin alaca.
Buradan epey uzak bir yere dayanmış dirseğin;
Pıhtılaşmış insanların ufkuna yakın bir noktadayım.
Boyunumu uzatsam ensende dudaklarım.
Tuhaf yaratılmışız,
Formsuz.
Başı(n) yok, sonu(m) yok.

6 Ocak 2013 Pazar

istiklal caddesinde yüksekçe bir binanın terasından aşağıya caddeye baktı kadın
şöyle dedi:
"görünmez bir ağın içinde, yakalanmış balıklar gibi görünüyor insanlar,
gözlerimi kısınca
ağı görüyorum;
ama bu kez de insanlar kayboluyor..."
onu görünce bakışlarım sürekli çekim moduna geçiyor...
hafızam yüzüyle dolu
ah bir de göz rengini hatırlayabilsem...
"Hiç bir kuş bir sorular ormanında ötecek kadar yürekli değildir."
René Char

27 Aralık 2012 Perşembe

adalet anlayışım
ketumlukla metanet arası bir ruh halini zorunlu kılıyor
hiç bir kenarı eşit olmayan dörtgenler
çizip duruyorum boş kağıtlara
ideal formu bulamadım henüz.
fazla yer kaplamasın diye sıkıştırdığım hafızamda bir yüz var.
duvara çizdiğim kendi resmimin içine iki ben girer
hayalimdekine en az beş.
diyorum ki, keşke şaşkınlıklarımı harcarken
bu kadar savurgan olmasaydım
şimdi lazım.
keder bana daha kadınsı bir ifade katabilirdi.
o da lazım şimdi.
yalan söylüyorum.
yorgunken aklıma eseni söylerim ben.
uykusuzsam aklıma geldikçe esnerim.
duygu sömürücü melankoliden sıkılırım.
sessizlikten etkilenirim.
ve daha pekçok şeyi pat diye söyleyebilirim
benimle ilgili...
kendimi tanımlamaktan hiç çekinmiyorum işte.
şu yaşıma kadar bir başkasından edindiğim en mühim hayat dersi;
"yeterince içmişsen hangi kadehin seni sarhoş ettiğini bilemezsin
oysa, içtiğini sandığın ama hiç içmediğin o kadehin sarhoşluğu
en büyük sarhoşluktur."
ve aklımda cevabı onda bir soru.
içtim mi içmedim mi?
ben soramayacağım,
O söylemeyecek.
şehirden kalkan son otobüse
bir iki, bir iki
diyen muavin aklımı çeldi.
bindim gitti.

-koltuk tercihiniz var mı?
-yok. Sayılarla aram iyi değil ama koridor olsun.

birden herkes birbirine benzedi.
ben bile.
                                                                                 














-human dilemma must be experienced!
-efendim bayan?
-yok bişi...

uç uç bir duygu gezginidir.

23 Aralık 2012 Pazar



sıyrıl artık bu kaygıdan, 
onu çoktan yitirdik!
büyülendiğim anda yaşamış olduğum bir yas vardı.
farkındaydım;
içim rahattı.
içim rahat.

orada zarafetle yaşlanmak istiyorum.
yine de.
ondan bağımsız
gösterişsiz bir sadakatle
sezgiye dayanan bir gevşeklikle
rahat nefes alıp veriyorum.
hafifliyorum.
kadın olmaktan çok bir ruhtur derler bana.

ve anlatacaklarım da hiç bitmez merak etmeyesin.

ileri mi sarsam başa mı alsam bilemedim.
pause!

20 Aralık 2012 Perşembe


pencereyi açıp avcumu uzattım.
düşerken masalsı bir kar tanesiydi 
keşke olduğu gibi bıraksaymışım da düşseymiş.
tenime deyince eriyip gitti şimdi
biraz ısınmıştır belki son nefesini verirken 
diyip avunuyorum. 
işgüzarım işte ben.

peki kelebekler, tırtıl oldukları günleri hatırlayabiliyorlar mıdır?

16 Aralık 2012 Pazar

peki ya hafızanda hiç olmamış bir şeyin hatırası duruyorsa?
my body is a cage...

Kafa patlatarak bazı şeyleri olduğu gibi anlayabilirim/ tam da olduğu gibi, sanki gerçekten bir gerçeklik varmış gibi farzederek;
zekamla zeki olduğumu farzederek biraz da…
Ama tüm zamanımı o şeylerin, -belki de- olabileceği halleri düşünerek geçiririm. İçimden geçen, olabilme potansiyelini tasarlamaktır. İmaj, evet imajlar geçer durur gözlerimin önünden.
Ve yine de olmaları gerektiği gibi düşünmek gerekir o şeyleri diye dayatır dururlar sana… ahlakçı ikna turları…
Oysa büyü yadsınamaz… büyü tüm bu şeyleri tam da düşündüğüm hale sokar. Büyüdür O.

İnsanın kendi kafesini daralttığını duymuşsunuzdur da
Genişlettiğine şahit olmuş muydunuz?
Olun o zaman!
Hep içe doğru, hep… 

15 Aralık 2012 Cumartesi



bir kadına en çok yakışan salınmaktır bana sorulsa
söylerdim.
güvenmek tamlamanın tam anlamıyla 
şizofren kafasıdır.
insan Danimarka Prensi Hamlet kadar basit  sorular sorsa
kıskaçlar laçka olurdu.
edepler bir yana
herkes herkese amma düşkün
raconu buymuş yaşamanın
öyle diyorlar
trapezcilere özenmem bundandır.

11 Aralık 2012 Salı


takasa girelim o zaman;
sen yüzünü çıkart koy önlerine
ben omurgamı teklif edeyim.
karşılığında o karavanı vermezler mi bize?
ama sıkı pazarlık yapıp
gözlerini elimizde tutmaya çalışalım
tamam mı?

6 Aralık 2012 Perşembe

ben de Heraclitus'u tanıyormuş gibi yaparak
herşeyin her an değiştiğini söyleyebilirim dünyada

ya sonra
içe atılan önemler?
kapıdan çıkarken elden düşen bavullar?
ilerleyecekken saatlerin durması?

ama
bir yandan da
hayal alışkanlıkları?


- bir paket Piet Mondrian lütfen.
- normal mi light mı?
- light olsun normal öksürtüyor.
- kalmamış üzgünüm.
- ne var?
- sadece kırmızı, siyah ve sarı.
- o zaman kalsın madem.









whistle in his ears...

3 Aralık 2012 Pazartesi




Çocuktum az önce,
Saklambaç oynuyorduk.
Nereden geldiyse aklıma
Şapkasının altına gizlendim
beni hiç bulamasın diye
Ama kayboldum şimdi saçlarının arasında
Birden uzadı saçları ben dokununca
Dokunmadan duramazdım üzgünüm
Ben onun gibi değilim.
Ben sanmıştım ki
Dünyaya bayaa bayaa kızgınım
Değilmişim.
Birazdan gece olacak ve o şapkasını çıkaracak
Uzanacak uykuya
Ben de gökyüzünü göreceğim ozaman.
Sonra içimden gelecek
Güzel bir şarkı mırıldanacağım hafiften.
Her kim rüyasında şarkı görürse
Sabah mutlu kalkarmış
Öyle bişey var.
Evet var, gerçekten var.
Ama karıştırılmasın,
çünkü
Şarkı söyleyen görmek başka,
Şarkının kendisini görmek başka.
Sonra “ben geçen gece şarkı söyleyen gördüm
Ama hiç mutlu uyanmadım” demeyin,
Demesin kimse yani.
Beni arayan olursa da;
Ona söylemeyin ama,
Ben onun saçlarının arasında takılıyorum bir süre…

garip mi? hiç değil!




Birbirini kesmeyen iki paralel sokak varmış

Bu iki paralel sokaktan birinde bulunan dükkanlardan birinin sahibi
Birgün diğer sokakta bütçesine daha uygun bir dükkan bulunca,
dükkanını taşımaya karar vermiş.
Ve bir ay içinde dükkanını boşaltıp camına da bir a4 kağıt yapıştırmış üstünde fosforlu kalemle dükkanının yeni adresi yazıyormuş.  
“ uçuç sokak 8 numara ( paralel sokak)”
Böylece bu iki paralel sokaktan biri, öğrenmiş olmuş
Paralelinde bir sokak olduğunu
Ve adının uçuç olduğunu…
Yaa
Aynen böyle olmuş.



1 Aralık 2012 Cumartesi


ruhum açıkta kalmış olmalı
gördüğüm tüm bu kabusların 
başka ne açıklaması olabilir?

28 Kasım 2012 Çarşamba


-orada mıyız gerçekten?
şimdi?
ayın sadece parmakuçlarımızı aydınlattığı
ağır yeşil yaprakların yatağında
ölür gibi,
doğar gibi,
can çekişir gibi,
bilir gibi
birbirine görünmez iki yaşamın ahengini...
diye sordu uçan kız böceği.

bir pelerinle konuştuğunun farkındaydı.
evet.

23 Kasım 2012 Cuma





ona bir tek bakışımla eğer bana dokunursa parmak ucuyla bile olsa göklerin efendilerinin toplanıp beni o lanetli bermuda üçgeninin takendisine dönüştüreceklerinden çok korktuğumu anlatabilir miydim?
ama ya hiç dokunmazsa?

isyankarlıktan kinik


türlü isyanlar içinde hırpalanıyorum
tribik düşlerdeki gibi dar kapılar arasında debeleniyorum
içimi döksem salonun orta yerine
kapı çalar da misafir gelirse 
toplarım alelacele
gelen pizzacı ya da kebapçı da olabilir
ama ozaman toplamam
direkt açarım kapıyı
ama yarım açarım
ödemeyi de dışarıda yaparım
"içerde kedi var kaçmasın şimdi kusura bakma" derim
evet bunu yaparım. 





'buradan açınız a' diye yazan 
ama oradan açılmayan ambalajlar var ya;
beni çok tahrik ediyor.



19 Kasım 2012 Pazartesi

aynaları kurdum sevgilim
senin için
yarın çok güzel bakacaklar sana